
Kampa vardığımızda, iftar saatine az kalmıştı. Çadırların arasında dolaşırken, yemek dağıtım noktasının yakınında bekleyenlerin gözleri dikkatimi çekti. İçlerinden biri, 13 yaşındaki Hodan’dı. Sessizce bize bakıyordu. Göz göze geldiğimizde yüzünde içten bir gülümseme belirdi. O an, yaptığımız işin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hissettik.
İftar paketlerini uzatırken yalnızca bir yemek vermediğimizi düşündüm. O an, bir sofranın kurulmasına vesile oluyor, bir akşamın daha umutla geçmesine katkı sağlıyorduk. Hodan paketi eline aldığında gözlerindeki sevinç büyüdü. Sanki içindeki yük hafiflemişti. Küçük bir “Çok teşekkür ederim.” dedi. Ama o teşekkür, uzun bir hikâyenin içinden geliyordu.
Hodan, çatışmalardan kaçarak annesi ve iki ablasıyla birlikte bu kampa sığınmış. Zor günler yaşamışlar. Buna rağmen yüzündeki tebessüm, insanın içine işliyordu. “Her gün iftarın geleceğini bilmek bana güç veriyor.” dediğinde boğazımız düğümlendi. Çünkü o cümle, belirsizlik içinde yaşayan bir çocuğun tutunduğu tek düzenli umuttu.
O an şunu fark ettik: Biz sadece yemek taşımıyorduk; güven duygusu, hatırlanmış olma hissi ve yarına dair küçük bir umut taşıyorduk. Çadırların arasından ayrılırken içimizde tarifsiz bir huzur vardı. Hodan’ın gülümsemesi aklımızda kaldı.
Artık biliyoruz ki yapılan her bağış, bir çocuğun akşamını aydınlatıyor. Ve biz, bir çocuğun daha yüzü güldü diyerek evimize dönmenin huzurunu yaşıyoruz.
Somali, 2026